Eylül 2026’da Çin’in Şanghay şehrinde dolaşırken, çok eski bir binanın üzerinde gördüğüm bir yazı beni derinden düşündürdü:
“Birbirinize yardım edin; eşitlik ve kardeşlik.”
互助、平等与博爱
Bu birkaç kelime, beni yüzyıllar öncesine, İstanbul’un fethi öncesine götürdü.
Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul’u fethetmeden önce şehri, insanlarını ve hayatın akışını anlamaya çalışması; gerektiğinde tebdil-i kıyafet ederek halkın arasına karışması, yalnızca askerî bir hazırlık değildi. Bir şehri fethetmek için önce o şehri anlamak gerekiyordu. İnsanını, ekonomisini, sokaklarını, ihtiyaçlarını ve psikolojisini bilmek gerekiyordu.
Bugün Şanghay’ın sokaklarında dolaşırken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Bir ülkeyi büyük yapan sadece teknoloji ve sermaye midir, yoksa insanları ortak bir hedef etrafında bir araya getirebilmek midir?
Çin’in son yıllardaki büyük ekonomik ve teknolojik dönüşümüne baktığımızda; üretim, eğitim, altyapı, teknoloji, disiplin ve uzun vadeli planlamanın yanında toplumun ortak hedeflere yönlendirilmesinin de önemli bir unsur olduğu görülüyor.
Şanghay ise bunun en görünür örneklerinden biri.
Bir tarafta yüzlerce yıllık binalar, diğer tarafta dünyanın en modern gökdelenleri…
Bir tarafta tarih, diğer tarafta geleceğin teknolojisi.
Bu görüntü bana İstanbul’u hatırlattı.
İstanbul’un fethi de yalnızca surların aşılması değildi. Bir medeniyetin yeni bir çağ açma iddiasıydı. Fatih’in başarısının arkasında askerî güç kadar bilgi, hazırlık, planlama, mühendislik, lojistik ve insan unsuru vardı.
Bugün Çin’in yükselişine baktığımızda da benzer bir ders görüyoruz:
Büyük hedefler, yalnızca büyük paralarla değil; büyük bir organizasyon ve ortak iradeyle gerçekleşiyor.
Şanghay’da gördüğüm o eski binadaki “Birbirinize yardım edin; eşitlik ve kardeşlik” sözü bu nedenle zihnimde ayrı bir anlam kazandı.
Çünkü medeniyetlerin yükselişinde insanın insana destek olması, toplumun ortak bir hedef etrafında birleşmesi ve geçmişle gelecek arasında bağ kurulması büyük önem taşıyor.
Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul’a baktığında yalnızca bir şehir görmüyordu.
Bir medeniyetin merkezini görüyordu.
Bugün Çin Şanghay’a baktığında da yalnızca gökdelenleri ve fabrikaları görmek yeterli değil.
Orada yüzyıllık bir medeniyetin, geçmişini koruyarak geleceği inşa etme iradesini görmek gerekiyor.
Belki de Çin mucizesinin bize verdiği en önemli ders budur:
Geçmişini unutmadan geleceğe yürümek, insanlarını ortak bir hedefte buluşturmak ve “ben” yerine “biz” diyebilmek.
İstanbul’un fethi bize geçmişten geleceğe yürüyen büyük medeniyetlerin tesadüfen ortaya çıkmadığını gösteriyor.
Şanghay ise bugün bize başka bir şey hatırlatıyor:
Bir millet birlikte üretir, birlikte çalışır ve birbirine destek olursa, yüzyıllık hayaller birkaç nesil içerisinde gerçeğe dönüşebilir.
Belki de gördüğüm o eski binadaki birkaç kelime, Şanghay’ın gökdelenlerinden daha fazla düşündürdü beni:
Birbirinize yardım edin.
Eşitlik ve kardeşlik.
Çünkü tarihin farklı dönemlerinde ve farklı coğrafyalarda değişmeyen bir gerçek var:
Büyük medeniyetler, önce insanlarını birbirine bağlayan güçlü bir fikir inşa eder. Sonra şehirlerini inşa eder.
Selam be Dua ile
Abdulselam Güleç
@gulecabdulselam





