Bir madalya bazen bir insanın emeğini değil, insanlığın geç fark ettiği bir hakikati temsil eder.

İklim değişikliği, bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biridir. Ancak bu meseleye yalnızca karbon salınımı, sanayi üretimi ve ekonomik çıkarlar üzerinden bakmak eksik bir yaklaşımdır. Çünkü iklim meselesi aynı zamanda ahlak, adalet, paylaşma ve gelecek nesillere karşı sorumluluk meselesidir.

Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olması, bu bakımdan tarihî bir fırsattır. Bu sürecin önemli isimlerinden biri de hiç şüphesiz Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’dir.

2017 yılında öncülüğünü yaptığı Sıfır Atık Hareketi, zamanla Türkiye sınırlarını aşarak uluslararası bir çevre hareketine dönüşmüştür. Birleşmiş Milletler tarafından 30 Mart’ın Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan edilmesi, bu çabanın ulaştığı uluslararası boyutun önemli göstergelerindendir.

Batı’nın Görmediği Medeniyet Mirası

Batı dünyası bugün çevre bilincini yeni bir siyasi ve ekonomik politika olarak tartışıyor. Oysa İslam medeniyetinde israfı önlemek, suyu korumak, toprağı gözetmek ve canlılara merhamet etmek yüzyıllardır ahlaki bir sorumluluk olarak kabul edilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de, “Yiyin, için fakat israf etmeyin” buyurulur. (A’râf, 31).

Osmanlı medeniyetinde bunun somut örneklerini görmek mümkündür. Vakıflar aracılığıyla çeşmeler yapılmış, su yolları inşa edilmiş, ormanlar ve meralar korunmuş, hayvanlar için dahi vakıflar kurulmuştur.

Osmanlı’nın vakıf kültürü, insanın yalnızca kendisine değil, bütün canlılara ve gelecek nesillere karşı sorumlu olduğunu gösteren önemli bir medeniyet mirasıdır.

Bugün çevreyi korumayı konuşurken bu tarihî birikimi görmezden gelmek, insanlığın ortak hafızasına haksızlık etmektir.

Elbette Batı’da da çevre bilinci için mücadele eden değerli bilim insanları ve öncüler vardır. Ancak mesele, çevre diplomasisinin yalnızca Batı’nın geliştirdiği bir anlayış gibi sunulmasına itiraz etmektir.

İklim Adaleti Olmadan İklim Diplomasisi Olmaz

Dünyanın gelişmiş ülkeleri yüzyıllar boyunca sanayileşmenin ekonomik kazançlarından yararlanırken, iklim krizinin ağır sonuçlarını bugün çoğu zaman en az sorumluluğu bulunan yoksul ülkeler ve toplumlar yaşamaktadır.

Savaşlar, işgaller, yoksulluk, susuzluk ve göçler milyonlarca insanın hayatını etkilemektedir. Müslüman coğrafyalar da bu ağır yükün önemli bir bölümünü taşımaktadır.

Gazze’de, Afrika’da ve dünyanın farklı kriz bölgelerinde yaşam mücadelesi veren insanların suya, gıdaya ve güvenli bir çevreye erişimi de iklim adaletinin ayrılmaz bir parçasıdır.

İklim diplomasisi yalnızca ağaç dikmekten, karbon salımını azaltmaktan ibaret olmamalıdır. İnsan hayatını, adaleti ve kaynakların hakkaniyetli paylaşımını da savunmalıdır.

COP31 Türkiye İçin Bir Medeniyet Fırsatıdır

9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31, Türkiye’ye bu düşünceyi dünya kamuoyuna anlatma fırsatı sunmaktadır. COP31 Türkiye +1

Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin Sıfır Atık alanında ortaya koyduğu öncülük, bu uluslararası platformda daha fazla görünürlük kazanmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası diplomasi tecrübesi ile Emine Erdoğan Hanımefendi’nin çevre diplomasisi alanındaki çalışmaları, Türkiye’nin küresel etkisini güçlendirebilecek iki önemli unsurdur.

Burada önemli olan, COP31’i yalnızca bir organizasyon başarısı olarak değil, insanlığa bırakılacak kalıcı bir miras olarak değerlendirmektir.

Benim kanaatim çok açık:

Eğer Batı dünyası Müslümanların insanlık tarihine kazandırdığı vakıf kültürünü, israf karşıtı yaşam anlayışını, paylaşma ahlakını ve bugün ortaya koydukları çevre mücadelesini hakkıyla değerlendirseydi, Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünü yalnızca takdir etmekle kalmaz, kendisine uluslararası ölçekte en saygın çevre ve insanlık ödüllerinden birini vermeyi de düşünürdü.

Millattan Önce: liderleri güçlü yapan dalkavuklar değil gerçeklerdi
Millattan Önce: liderleri güçlü yapan dalkavuklar değil gerçeklerdi
İçeriği Görüntüle

Hatta bir madalya, bu emeğin sembolik bir karşılığı olabilirdi.

Çünkü mesele bir ödül kazanmak değil, insanlığa yapılan hizmetin hakkını teslim etmektir.

Son söz:

Bizim medeniyetimizde dünya bize miras değil, emanettir. Emanete sahip çıkmak ise yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de hakkını korumaktır.

COP31’de Türkiye’nin dünyaya söyleyeceği en güçlü söz şu olmalıdır:

“Daha çok tüketen değil, daha çok koruyan; daha çok kazanan değil, daha adil paylaşan bir dünya mümkündür.”

Ve bu anlayışın dünyada karşılık bulmasında Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin emeği,(kalbler mühürlü değilse) takdir edilmeyi fazlasıyla hak etmektedir.
Selam ve dua ile
Seyyid Abdulselam Güleç
@GulecAbdulselam