Beytzabdey… İdil’de Açık Hava Sineması

O atmosferi yaşamak, yaşanan gece hayatlarını, müzik hollarını, sinema perdesinde görmek heyecanlı olduğu kadar epey ayrıcalıktı.

Beytzabdey… İdil’de Açık Hava Sineması

Beytzabdey… İdil’de Açık Hava Sineması

İdil yazlık sineması, yaz akşamlarımızın, vazgeçilmez eğlencesi, çocukluk anılarımızın unutulmaz parçası….

Yazlık Sinemasının İdile gelişi, beraberinde kültürel yeniliği de getiriyordu.

Güçlü değişimlerin, yaşanmasına vesile olup, sosyal hayatımıza renk veriyordu. Yıldızlı yaz gecelerin serinliğinde, yıldızlar altında olmak siyah beyaz filmler izlemek, harikaydı. İstanbul, İzmir, gibi metropol şehirlerin, içindeki şaşalı yaşantı tarzına şahit olurken, yüksek apartmanları, boydan boya ışıklandırılmış, hallerini görürdük. O atmosferi yaşamak, yaşanan gece hayatlarını, müzik hollarını, sinema perdesinde görmek heyecanlı olduğu kadar epey ayrıcalıktı.

Denizleri görmek, sahilde mayolu hatunları, mini etekli bayanları seyretmek bizim gibi, bugüne dek baldır görmeyen insanlar için bir iç ihtilaldı. Ne yalan söyleyeyim, bazen kendimizi, filmdeki artistin yerine koyup, rol kapıp sevgili rollerini kendimize yakıştırıp… tabir yerinde ise kendimize gelin güvey oluyorduk. Hayal kurmak bedava olduğuna göre neden olmasın. Bırakın İzmir’i, Konya’yı çoğumuz Mardin’i görmemiştik. Kürtlerin dediği gibi “Dünya ne ditti”(Dünya görmemiş) idik. Günün birinde futbol maçı için Midyat’a gidilecek, takımın kaptanı Ağabeyimiz, futbolun İdil’de taban bulmasına öncülük eden, saygı değer insan Behnan Rısko Gülen, Niyazi Bilgin abe, idil’de futbolun yerleşmesine öncü olan önemli şahsiyetlerdendi, futbolu çıplak ayakla oynardı ve takım arkadaşları başka  araçla  bizden önce gitmişlerdi. Bizlerde seyirci olarak birkaç genç , açık kasalı kamyon ile toplu bir şekilde maçı izlemek için Midyat’ta gittik. İlçenin girişinde yolların asfalt olduğunu gören Sabro Hamis dehşete düşer.Gözlerine inanamıyordu. Arkadaşlarına bakın hele, bu da ne? Nedir bu ? her taraf simsiyah, neden yakmışlar bu yolları? Bu ne vicdansızlık? Diyerek tepkisini ortaya koyarken, şaşkınlığını gizleyemiyordu.

Hak vermemek elde değildi. Çünkü çoğumuz ilk defa Midyat’ta, Asfaltlı  bir yol görüyorduk,  Bu güne dek bizim gördüğümüz, bildiğimiz en uzun seyahatimiz;  “ Harre,  verre , (Dükana Şakıro) bıkere du  kilo sabun u şekıro.”

Kim akıl etmişti bu açık hava sinemasını

1960 yılında Türkiye’de askeri darbe yapıldı. Reisi Cumhur Celal Beyar, Başbakan Adnan Menderes tutuklanır. Bu dönemde Cizre’de bulunan 119 . Seyar jandarma birliğine bağlı 3.Tabur İdile yerleşir. Yerleştiği alan ise Süryani gayrimenkulleri idi. Bu araziler, Yusufe Mala Gabıg Gebro, Hanna Mıksı, Rahmetli amcamız Ammo Buğday’ın babası , Eski Belediye Başkanı Şükrü Tutuş’un babası Hanna Sefer, Babbo Steyfo, rahmetli Kirive Samo’nun babasının mülkiyetleri idi. İdil halkı bu arazileri harmanlık ve Bender olarak kullanıyorlardı. Askeriyenin yerleşmesi ile  birlikte alanın görselliği değişti.Spor alanları; Futbol,Voleybol sahası, Askeri Gazino,Jeneratör dairesi gibi önemli hizmet binaları yapıldı. Dairenin başında, Sevindik denen bir Erbaş, bir de yazlık açık Sinema vardı.

1967-1968 yılları. Kullanım alanları başta er, erbaş ve subay ve ailelerine düşünülmüş olsa da.Daha sonra ilerleyen zaman içerisinde kapılarını halka’da açıyordu. Hafta da bir gece nizamiye kapılarını sivil halka açarak etkinliklerden yaralanmasını sağlıyorlardı. Yarbay Rütbeli Ahmet Çilingiroğlu tabur komutanı idi. Futbol sahasını, sinema salonunu halktan esirgemiyordu. Haftanın belirli günlerinde vatandaşların yaralanmasına imkan veriliyordu. Halk komutanı seviyordu. Bursalıydı.  Yeşil gözlü, çok kibar,beyaz elbiseler giyen bir hanımı vardı. Çarşıdan komutanla kol kola geçtikleri zaman erkekler içini çekerek bakarlardı. “Avrada bak, maşallah.. jilet babam jilet” derlerdi. Devlet gibi bir kadındı. Herkes onlara gıpta ile bakardı.

Yarbay sinemanın   başına makinist olarak, Adanalı, Esmer, uzun boylu bir astsubay, bir de Mevlüd adında  bir askere teslim etmişti. Askeriye, sivil halka ilişkileri bu şahıslar üzerinde yürütüyordu. Vatandaşlarla diyalogları iyi idi. Rahmetli Kerim Usta Koper, Şefik Seven, Berber Kör Tevfik Nas, Behnan Külen Rısko, sinema ekibiyle iyi ilişki kuran insanlardı. Makinistlerle iyi bir diyalogları vardı.

Nizamiye Kapısı

Çarşı esnafı, memur kısmı 25 kuruş giriş parası vererek içeri girebiliyorlardı. Giriş biletleri Nizamiye kapısında kesiliyordu. Bilet 25 kuruştu. Bir Alman markının,  TL parasına beş fark attığı bir dönem idi. Film izlemek için, biz ve bizim gibi çocuklar Nizamiye kapısında yığılıp bekliyorduk. Para olmadığı için içeri alınmak için bir fırsat bekliyorduk. Abelerimizden  birinin el uzatmasını sabırsızlıkla beklerken, bir can simidi imdadımıza yetişip  hepimizin parasını vererek  bizi içeri alırdı. Kimlerdi bu ağabeylerimiz, Rahmetli Kerim kopar, Eski Belediye Başkan adayı Şükrü Güneş Gewre, Dişçi Yakup Baydar, İshak Tuma, Behnan Külen… çocukların biletlerini toplu keserlerdi ve içeri alınırlardı. Dünyalar bizim olurdu.

Vizyondaki Filimler

Çocuklar, akşam bedava sinemaya giriş karşılığında,  Filimin afişini taşıyarak, mahallede, çarşıda, gezdirerek duyururlardı. Zamanın şartlarında bu da seyar gezen tanıtım ve reklam yapma yöntemi idi.

Bu filimlerin bazıları; Aşk hırsızı Zeki Müren, Fadime Kartal Tibet,Kara Sevda Nuri Sesi güzel, Çirkin Kral Yılmaz Güney, yarı erotik filimler, erotik afişlerde bikinilerin üzerine ayakkabı boyası çekilerek karartıldı. “ Parçala Behçet, tak fişi bitir işi” sloganlı filimler iyi gişe yapıyordu. Büyükler anlatırdı. Süryani Cemile’nin evinde oturan bir Kürt şahsiyet, taburda Behçet Nacar’ın filmini izleyip gece eve gelir. Gözleri  Taht üzerinde 180 dereceyle yatmış, hırr hırr horlayan yaşlı karısına takılır. Bakar. Seyır ettiği film aklına gelir. Tıfi tıfi deyip “Me evji jına” söyleyip durmuş. İzlediği film ile gördüğü manzara arasında uçurumlar kadar fark vardı. Filmler, Asana adlı şirketten, Adana’dan posta yoluyla İdil’e gelirdi. Filmler Siyah Beyazdı. Büyükler tahta kanepe ve sandalyelerde, çocuklar yerlerde oturarak izlerlerdi. Büyükler, ceplerindeki çekirdekleri, filmin etkisiyle çıtlayarak  kabuklarını yere atarak, askere mıntıka temizliğinde iş çıkartıyorlardı. Badanalı beyaz perdeye bakarak ışığın yansımasını bekliyorduk. Bir süre sonra, renkli floranslar söner. Nefesler tutulur. Makinenin sesi yayılır. Duvara filmin jenariği aks ederdi. Bedenimizde büyük bir heyecan başlardı. Filmi izlerdik. Yazlık Sinemada, ise film çalışır durumda iken kopardı. Filmdeki sesler yarıda kesilirdi. Uğultu olurdu. Işıklar yanardı. Bu durum protesto edilirdi. Makinist filmi başlatmak elinden geleni yapardı. Film yayına girince arkada oturanlar, bravo deyip alkışlarlardı. Filmin ara seansları 15 dakikaydı. Ara dakikalarda, 45 dakikalık plakalardan hit parçlar dinlenirdi. Hakkı Bulut’an “Ben bu muyum, ikimiz bir fidanız”, Orhan Gencebay “Kaderimin oyunu”, Zeki Müren “Ben küskünüm feleğe” Ahmet Sezgin “Annen seni bir kötüye verdiler, lelle lele” şarkılar geceyi dehada güzelleştiriyordu.

İdil Esnafı İlk Sinemayı Açıyor

Yazlık Sinemalar  toplumda  kabul görüyor  ve seyirci kitlesi çoğalıyordu. Bunun farkındalığını gören ilçe’de  bu yatırımı gerçekleştiriyordu. Memurlar gazinosunu çalıştıran Behnan Rısko Gülen, Esteli Şefik  Seven, Berber Kör Tevfik Nas, üç  samimi arkadaş, eski Anafartalar ilk öğretim okulun karşısında, eski  hükümet konağının yanı başında, İsa Pulgar Hannte’nin arazisinin altında,

şimdiki polis lokalin bulunduğu arazide yazlık sinema inşasına başladılar. Rahmetli duvar ustası Bezo Konaç, bazlat taşından inşa ettiği sinema idil halkına kapılarını açıyordu.  Sinemanın kurulmasına öncülük eden üç şahıs idil halkı tarafından seviliyordu. İşlerinde taktir ediliyorlardı. Girişimciydiler. Sinemanın konforunu öne çıkartarak, giriş biletlerini 50 kuruştan satışa çıkardılar. Filmler posta yoluyla geliyordu. Tabur sinemasını çalıştıran Mevlüt Ast Subay ile iş anlaşması yapılmıştı. Dönüşümlü olarak haftanın belirli günlerinde  İdil sinemasında, diğer günlerde tabur sinemasında mevlüt çalışacaktı. Sinemanın hedef kitlesi  memur kesimiydi. Memur ailelerin lojmanların sinemaya yakındı. Yanı başındaydı. Behnan abe 1970 yıllında Hollanda’ya gidince sinema işinde bir boşluk meydana geldi. İlçenin sorunu kendi sorunu imiş gibi, düşünmeden , Kerim Usta devreye girer.  Zeki Seven, Şefik Seven, arkadaşımız cümbüş ustası Ziya,  Ziyo Seven’in, bizimde ağabeyleri önemli şahsiyetlerdi, işe ortak olarak başladılar. PTT ‘nin arkasında, Rısko Amşonun eski kahvesinin olduğu, mülkiyeti Lahdo Sağur’a ait olan kerpiç binaya sinemayı taşıdılar. Amaçları sinemayı halkın tüm kesimine taşımaktı. Aile sineması olarak çalışmaktı. Gece, gündüz filmler oynatabileceklerdi. Flimlerini Midyat’ta sineması olan  Hana Gündüz’ün desteği ile tedarik ediyorlardı. Sinema iş olarak epey mesafe kat etmiş, seyirci kitlesi çoğalmıştı. İlerleyen zaman içerisinde, ortaokul talebesi Yusuf Kopar, babasına yardımcı olarak başladığı işe, bir çok sorumluğu yerine getiriyordu.

 İdil’de bir dönemin sosyal yaşantısına damga vuran insanlardan olan, en güzel giysileri giyerek, idil’de erkeklere moda öncülüğünde model olan Niyazi Bilgin abem bizim için bir ekol idi. Hayatlara, Sevdalara, dünyalara yelken açan, üç kuşağı bir arada tutan, Süryani si, Kürdü, Mıhalmiyi yan yana getiren,kaynaştıran, hepsinin beklentilerine, beğenilerine yanıt veren, sanat merkezi görevi gören mekandı, Beytzabdy İdil Sineması. Ne İstanbul Pera Palas, ne dilden dile anlatılan, Ermeni mimar Havutyan Sarafyan’ın çizdiği Diyarbakır’daki Dilan sineması, ne de1930’da Mardin’de Süryanilerin çalıştırdığı Lale Sineması idi. Evet hiç biri değildi. Velakin sevmeyi, sevilmeyi, kadın ile erkeğin el elle tutuşmasını bizlere gösteren, “Çok mersi”  efendim, değimini ilk  defa filimlerde duyan, yedi Süryani erkeğin birden  bir Süryani güzele aşık olduğu, neticede hiç birine nasip olamayan, serin rüzgarların estiği idilli özlerken,  nostalji yazımın sonuna geldik. Başka bir yazıda buluşuncaya dek diyelim. Veda ederken yazıma bir iki beyit ekleyelim.

Hiçbir niyetim yoktu.ben maziye dönüp,seni anıp, düşünmeye, eski bir şarkı gibi birden geldin aklıma…Kapandı pencerem, şarkın sustu. Artık kalbimde çalıyordu. Gözlerim dolaştı bir bir bu yollarda.

Güncelleme Tarihi: 01 Şubat 2020, 12:31
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ekrem şimşek
Ekrem şimşek - 8 ay Önce

Eline yüreğine kalemine sağlık abim her bir yazını okuyunca eskileri yeni nesile aktarman taktire şayandır ve yazıların bize güzelim idile daha çok bağlıyor fakat tek özlemimiz eskide olduğu gibi yine bir arada yaşamak enazında bunu bie. Festival havasında yılda birde olsa yaşamak istiyoruz
Saygılarımla

ozkanlar   cizreden
ozkanlar cizreden - 8 ay Önce

Lahdo abem iyiki varsin ellerine saglik saygilarimlan hosca kal

Hanna Karanfil
Hanna Karanfil - 8 ay Önce

Lahdo Sağ Kardeşim!
Şu kaleme aldığın "Beytzabday-İdil Açık Hava Sineması" yazını okurken, bir süreliğine o devirdeki yaşantıma döndüm. Öyle pratik ve net bir şekilde dile getirdin ki, makalenin bitmesini istemiyordum.
O yıllarda halk tarafından benimsenmiş sözleri ve bu alanda sinema sektöründe emeği geçen şahsiyetleri zikrederken büyük bir sorumluluğu yerine getirdin. O zamana göre devrim sayılabilecek hizmeti İdil halkına sunan (Asker-sivil) kişileri, çocukluluğumuzu bize yaşattıkları için şükranla anıyoruz.
Bire bir o yılları yaşadık. Cebinde parası olan sinemaya girerdi. Parası olmayanlar, ertesi gün diğerlerine "filim nasıldı" diye sorardı. Çok güzel bir filim izledik derlerdi. Böylece giremeyenleri acayıp kıskandırırlardı. Çocukluk bu ya.
Hiç unutmam "Şakayla Karışık, Sadri Alışık" filmi oynuyordu. Paramız yetmediğinden bir grup arkadaşla sinema salonunun kapısından döndük. O anı, hala bende buruk bir iz bırakmıştır. Bunca yıl izlediğimiz filimlere mahsuben.
Lahdo Sağ, sonuçta yalın bir dil ile ve müthiş bir hafız ile yazdığı bu gerçek hikaye için tebrik eder, başarılarının devamını dilerim.
Hanna Karanfil.

Cemil Bugday
Cemil Bugday - 8 ay Önce

ellerine saglik Lahdo kardes,hakikatten bizi gene eski günlere yönlendirdin. ben cok iyi hatirliyorum dayim Behnan Külen ve rahmetli Sefik abeyle ilk zamanlarda sinamaya baslamislardi. Cünkü aksamlari film ters yöne cevirilmesi lazimdi. bana derlerdiki sen bakaralari bastan cevir..Daha sonra Rahmetli Karibo Kerim USTA , tabur, ve Savur aileside sinamalari baslatmislardi... böyle anilari gene bizlere yasatigin icin tesekürler Yazar Lahdo Sag

Abdurrahman Nas
Abdurrahman Nas - 8 ay Önce

Filim koparken, aniden ışıklar açılırdı. Islık çalınır, lahdo ses diye bağırılırdı. İbrahim Sağur, filim bitimine 15 dakika kala çocukları bedava sinemaya alırdı. Lahdo abe bize yazlık sinemayı hatırlatığın için teşekkürler, kalemine sağlık. Bir başka yazıda yine bu heyecanı yarat.

Cemil
Cemil - 8 ay Önce

ellerine saglik Lahdo kardes,hakikatten bizi gene eski günlere yönlendirdin. ben cok iyi hatirliyorum dayim Behnan Külen ve rahmetli Sefik abeyle ilk zamanlarda sinamaya baslamislardi. Cünkü aksamlari film ters yöne cevirilmesi lazimdi. bana derlerdiki sen bakaralari bastan cevir..Daha sonra Rahmetli Karibo Kerim USTA , tabur, ve Savur aileside sinamalari baslatmislardi. eski anilari canlandirdigin icin tesekürlerYazar Lahdo Sag ...öyle anilari bizimle paylastigin icin tesekürler

Musa tan
Musa tan - 8 ay Önce

Sayın lahdo sağ abe yine herzaman gibi idilde ne yaşandıysa bize ıyi bir şekilde aktarıyorsun zekana bin yaşa kerim kopar nur içinde yatsın sanada saygılar musa tan

EDIP TAN
EDIP TAN - 8 ay Önce

kardesim lahdo yazmis oldugun kose yazilarini memnuniyetle okudum.bir nebze su icimize serptin.bizleri yine idilde vuku bulmus olaylarla hatiralarla bizleri bulusturdun 60 yillik mazileri kaleme alip yazmak elbette bizleri sevindirdin. emek verip vaktini bizler icin kaleme aldigindan dolayi seni cani gonulden tebrik eder gozlerinden operim. saglicakla esen ve hosca kal.Edip tan


SIRADAKİ HABER