Kuyuları kurutan İdil'i de kurutur

Kuyuları kurutan İdil'i de kurutur

KUYULARI KURUTAN  İDİLİ’DE KURUTUR....

Acı acıyı bastırır, su sancıyı, acıkanın yanağından, Susayanın dudağından, belli olur. Deyimleri, bizleri ta o mızır çocuk yaşımızda, kadınların susayayan, çatlayan dudaklarına bakmak cazibesini yaratıyordu.

1970 yıllarda İdil üçüncü taburun yazlık sinamasında, oynatılan susuz yaz sinema filiminde, Hülya Koçyiğit'in  çatlayan dudağına, dört değil sekiz gözle bakıp gece ev yoluna düşüp, kardeşlerle ortak olarak kulandığımız, rahmetli komşumuz  Marangoz Yusuf Alyakut amcanın eseri olan koca taht üzerinde, bir sola, bir sağa dönerek, hayel alemine girerdik. Çatlayan dudağı hatırlayarak, gökte yıldız sayarak, su ile bağlantısını kuruyorduk Diyarbakır'ların deyimi ile  biz bize. 
 

Su yaşamın vazgeçilmez ve temel kaynaklar arasında yer alır. Bu kaynağın sonsuz olduğunu düşünmek ve değerini bilmemek insanlığın en büyük yanılgısıdır.  İdil'li Süryaniler geçmişte yer altı sularından faydalanmak için toprağın derinlemesine kazılmasıyla oluşturulan, içme su kuyuların hikaye ve tariçesini irdelemeye bakacağız. 
Bugünkü yazımızda İdil'de en eski kuyusu hangisi olduğu bilinmese de kuyuların  hikayeleri, isimleri mıntıkalarını Süryaniler nesillerce  aktarılımış, korunmuş ve bu hafıza bu günlere  kadar gelivermiş. Süryanilerin ev yaparken ilk parola her kesin evinde bir su kuyusu olmalıydı düşüncesi hakim idi. Atalarımız bu yolda yarınları, düşünerek idillin içine, avlusuna , yollara, çöllere sayızsız kuyular kazınmış, yapılmış. Bütün canlılar hayat bulmuş. Süryani halkı susuzlukla boğuşmamış,

1980 yılına kadar su sorunu olmadan getirmiş. Herkesin hadi değil di kuyuya inmek, kazmak, tehlikeli bir işti, dikkat ister, ustalık gerektirirdi. 1950 yıllarında içi taş döşenmemiş bir kuyunun içine  düşen  Gebro Bakra Saçık içinden çıkamadan boğularak hayatını kaybetti. Gariban ve namuslu bir ailenin çocuğuydu.

Dediğim gibi evvela su tutan uygun bir yer bulunurdu, kuyu kazmaya başlanırdı. Kuyu kazma bilgi isteyen bir işti. Kuyuların dibi geniş tutulurdu. Seçici taşlar döşenmeye  dipten başlanırdı. Ağza doğru daraltarak çıkılırdı. Kuyu içine rahat girip çıkılması için duvar içlerine simit şekli hafif dışarıya bakan taşlar dizilirdi kuyu başlarında olmazsa olmaz hayvanların su içmesi için bir yalak  yapılırdı. Süryanili idil'de Kuyu başları kadınlar için bir sosyal aktivite olmuştu. Kadınlar, hem cinsleri ile kuyu başlarında toplanır dertleşirlerdi. Bir nevi doğaya kaçış, kendini bu noktada bulma idi, iç dökmenin adresiydi. Kadınlar kuyu başlarında, kederlerini, düşlerini, evdeki baskıdan, kaynanaların dırdırından, eşlerin kötücül bakışlardan,kurtulmak için özgür bir alandı. İdil'in Aliye Rona kopyası Hatun Aydoğmuş, Kıryoke kaynana olarak sert, sıkı, yöreci ve bir o kadar otoriterdi. Bahtsız gelinleri Naze elli'ye evde, ona rehin, köle muamelesini yapıyordu. Gelinler halim ve selim çalışkan olmalarına rağmen bu baskılardan bunalan Elli teyze kendini sokağa atarak yerlerden ufak taşları eteğine doldurarak, savunma amaçlı olarak kaynana evini taşlıyordu. Böylesi durumlardan sonra kuyu başlarına kaçmak nefes almak, oh çekmek, bir nevi terapi olunuyordu. Yeni öğrendiklerini paylaşmak, kendini aramak ve bulmak için kuyu başlarına giderlerdi. Evden, erkeklerden uzaklaşmak için doğaya, kuyuya gidenlerin sayısı çoktu. Kuyu yaşamın hikayeleri çok olurdu. 

1970 yıllarında Eski  belediye reisi Ebuzed Çevrim'nin hanımı Şirine Rezok Köyünden İdil’le geldiği yıllardı. Kısa bir zaman da İdil de Süryanilerin  sevgililerini  kazanınca günün birinde Hanımı Şirine su almak için beyare deki Lahdo Aksungür  kuyusuna gider. Orada sırayı bekleyen Süryani hanımlar var. Önceliği  ona vererek  kadune, Topraktan olan testiyi su ile doldurur.  Yabancı birine öncelik vermek hoş görüydü. Kabul etmekti. Suyunu paylaşmaktı. Bu Süryaniler fazlasıyla yaparak insanların gönlünü kazanmasını biliyorlardı. 

Bunları Abuzed çoğu kes  anlatıyordu . Çünkü insandılar, Kadır Nas idiler, nankör değildiler. 

Kuyu başları bu sosyal hayattan dolayı müthiş gizemli hale geliyordu. Kuyu bütün lisanları dinleyen, anlayan, sırları öğrenen, genç kızların cinsel kimliklerini ifşa etme sürecinde yardımcı olan ve arayışlarına çare olurdu.Kilise önü kuyudan
su almaya  gelen  Esat Çin'in kızı (Sedo) Sedıka uzun boyu. Esmer güzelliği ile asker nöbetçilerin dikkatını çekerdi. Askerler güzeliğine ıslık çalardı. Hoş bir Seda  olurdu. Tecrübeli kadınlar şehvetlerini, kovayla cilvelerini, yaşama hazırlanışlarını kuyu başlarında özgür ruhları ile dile getirirlerdi. Bütün bunların yanında  zaman zaman kadınlar arasında sır kavgaları çıkar, 
birbirine söylenen ağır hakaretler, tenekeler, şerbıklar, kovalarla kavgalar, ayak terlikleri havada uçuşurdu.

HER EVE HER MINTIKAYA KUYU MODELİ 

Yukarı mahallede ev içinde su kuyusu olan aileler kimlerdi ?

1-Öğretmen evi  yanı Mor Gorgis kilisesi önündeki  kuyu 2-Hemen yanı başında Melke Aslandoğmuş kuyusu, 3 - Esat Çin'lerin evlerin tam karşısında, biraz daha ilerde Yusuf Kabık Özdemir kuyusu muhteşem tatlı suyu vardı. 4- Samu Mecide avlusundaki kuyu 5- Yan komşuları, bizimde kapı komşusu Efrem Kayar'ların su kuyusu 6- Bizim eve bitişik kehlenin Kerim Kopar'lara ait su kuyusu 7-Kerim Ustanın sahibi olduğu eski Sinema yerinin olduğu Lahdo Sagur'ların komşusu Gebro Topale'nin kuyusu 8-Belli bir ücret karşılığında kazılan Yakup Naze Odun ailesinin kuyusunun suyu çok kaliteli idi. 9-Yeni Belediye ye doğru Mor Yakup kilisesi bulunduğu yerin altında Bebe Bildik Sembelo lakaplının dilere destan olan bahçesinin içindeki rehan ve nanelerin olduğu yerde su kuyusu bulunuyordu. Pazar günleri bahçeyi gezen kız ve erkekler bu kokulara mest olarak kendilerinden geçiyorlardı. 
Bir anı anlatmadan geçemem  Abdullah Öğüşün hanımı Esmere Teyze  Süryaniler tarafından seviliyordu. Söz sahibi bir bayandı. Espiri dolu bir insandı.  Kazlarını önüne katmış göl etrafında otlatırken. Bebe'nin oğlu Şemun Özdemir tertemiz bir gömleğin ön cebinin ağzına sayısızca renkli renkli tükenmez kalemlerin başlarını dizmiş ortama havasını atarken Esmer teyzenin ilgi alanına girer. Esmere'nin çocukları  Şehmus, Ahmet Cizre'de okuyordu. Cebindeki kalem başlıkları Esmer'nin dikkatini çeker. Bu kadar bol kalem görünce seslenir Şemun'a"Ka vere vede, tea hun" bir gelsene... "hayırdır bawemın  hakimısın, savcımısın lavo bu kalem ordusu nedir böyle cebinde ?" Şemun ses çıkarmaz onu izler.  Esmer'i elini gömleğin cebine uzatır, kalemleri çekmeye başlar, çek babam çek, kalem felan çıktığı yok sade tükenmezlerin başları elinde kalır. Kalemlerin dizişmiş başları var altı yok, kalem görmeyince oğlum Şemun bu da ne deyince Esmere teyze ben sana kalem var demedim ben bunları sükse olsun / tırre olsun diye gömleğime asıyorum deyince gülüşler  göl başında havada uçuşuyordu. Konumuza dönelim. 

9-Bahçenin tam karşısında Ibyar denilen yamaçta Lahdo Aksüngür'lerin kuyusu 10-Biraz sağ tarafta  Mala Pulus Elhori Külen kuyuları 11- Yanı başında malle Helane kuyuları 12- Mıntıka olarak şu an yeni belediye karşılarındaki yamaç, yamaçtan mağeleye doğru yürüyoruz  Selam verdekenin kuyuları 13- Hanıko Lalo kuyuları 14- Anno Gırgıske Kopkin kuyuları 15- Hanna beyt Mıksi Buğday kuyuları 16- Beyt Lahdo Edo kuyuları 17- Alan olarak mağelle karşısı Hado amca Toptaş kuyuları 18- Biraz yukarı Rezokeye giden yol güzergahında  bir el beste Gebro Bezolara ait kuyu daha illerde Babek yolunda  bir kasrok Malla Mıro Sağ kuyusu 19-Tabura doğru ilerliyor tekrar Cizre'ye doğru Tabur karşısı  Gebro Bezo Konaç kuyuları, hastahanenin üst tarafında  bir el kek kuyusu 20- Birinci rampa Cizre yolunda kontrol noktasının altında sol tarafta buz gibi su biriktiren sahrınç olduğu alan, 
bir ay evel idil'deyken arabayla durdum alana baktım, alan talan edilmiş vay zavalı beyzabday dedim. Üzülerek baktım. İçi beyaz taş ocağına çevrilmiş, bozmuşlar, su mu kalmamış, bulunduğu alan  Kıryakos Bahhe Şemun Pıtrıs arazileri idi. Daha ilerde dillere mücadelere destan  olan Gowa Hanıke denilen yerdir. Hanna Topalenın Pusunç köçer Ahmede Male Akman'ın, idil hudutuna  giremezsiniz diyerek kafasını yardığı mıntıkadır. 21-Eski belediye avlusunda bulunan kuyuyu dönemin belediye reisi Efrem Boşluk elden geçirip restore etti. Temizledi. Hükümet konağındaki  memurlar, Anafartalar ilk okulunda Öğretmen ve öğrenciler  su ihtiyaçları bu kuyulardan karşılıyorlardı. 

Ahmede Malle coğu zaman kendiside  kafa tasını göstere göstere olayı anlatmıştır. Bunları devirin, zamanın ne kadar fatla (kunn ) olduğu başka bir idil fotoğraf yansıması karakteri ve varlığıdır. Efelenmek havasınde değiliyiz. 
Kuyulara geri dönüyoruz. Harabe Şerefe doğru arabayla gittim. Gorenge üstününe düşen bir yerde bir Hasko mevkide  Hedil köyünden Rasim Aslan adında çobanlık yapan bir şahısla roportaj yapmak istedim. Pek meyili olmayınca kendi aramızda uzun uzun konuştuk. Sohbet etik. Evine davet etti. Fakat Kaymakam beyle randevum olduğundan, davetisine icabet edemedim.  Bana evinin yerini tarif edince hemen üste caminin olduğu alanı söyleyince bende caminin olduğu alanın Pulus El Hori Habib Külenlere ait olduğunu söyleyince  aferin diyerek inan aynen öyledir dedi. Camiyle beraber 47 parsel  gayri meşrudür kaçaktır. Tapuları Külenlerde deyince bana ricası oldu. Eğer o Külenleri tanıyorsan benim iki tane parselim  var glesinler paralarını vereceğim dedi borçlu olarak ölmek istemem dedi.

Telefonunda Hedil eski kilisenin resmini gösterdi. Benimle beş on kelime Süryanice saydı öptü beni. Kendine dikkat et lahdo dedi. Sevgimiz saygımız olsun, böylesi insan olana selam olsun. Bir Hasko kuyusu idil ile Harabe Şeref arsında bir yerde. Kuyu bir sınır ve hudut vazifesini görüyordu. 1960 lı yıllarda 119. Seyar jandarma Hudut Taburu, İdile gelince tabur bu kuyuyu korumaya başladı.  Nöbetler tutuluyordu hatırlıyorum. Romoklarla tabura su taşıyorlardı askerler. çobanla beraber bir Haskonun tam karşısında  Şeyh Hasan mezarlığı üstü kasır el rahibin kasrı ve bağı vardı. Hemen yamaçta bire Marra vardı, biraz üst tarafta bi kaşo, Papazın kuyusu sonra Kaşo  Monıkanın mine olduğu gibi bir Kaşo bir kaso oldu. Bütün o yamaçlara evler dikilmiş altında rahibin rızası var veye yok kimin
umrunda. Oğlan baba bal al  deyince baba " Çal kuremın çal" der, İdile gelip yerleşenlerin çoğunlukta her gün gidip geldiği meydanların tarihi mekanların  hikayelerini pek bilmez ya da sorgulamazlar. Bu anlayış bütün islamı coğrafyadan gelenlerin yaklaşımıdır.  Avrupalı yol kat eder haritasını eline alır. 
Cizre'ye gider tarihini öğrenmek ister.  Avrupada yaşayan beyaz çoraplılar, elinde tesbih çekenler,  50 sene Berlinde yaşar bir meydanın hikayesine merak etmezler öğrenmek istemezler. 

Meraklı olduğu euro kaşıntısı önünde yürüyen dar pantlonlu sabinenin poposudur uf uf diye hayel kurar. Yaşadığı çevrenin özeliklerini keşfetmeden yaşarlar. Bu yüzden çok ilginç bilgiler tarihin tozlu raflarında saklı kalır. Arştırma, ya da tesadüf sonucu ortaya çıkar. Kimsenin bilmediği bir yerin hikayesini anlatmak  kolay değildir. Anlatmaya çalıştığımız İdildeki su kuyularda Süryani duvar ustaları eşsiz süslemeler yapmışlar.  Sosyal yaşamın motifleridir. 

Paylaşan, edindiğini komşusuyla  bölüşen, yaşanmışı kollektifleştiren, kolaylaştıran bir Süryani yaşam tarzı,  İdil'in taşına toprağına suyuna işlenmiş eserler ortaya koymuşlardır. Yüzlerinde gözlerinde hüzün görünen süryaniler, yangından kaçar gibi  çekip gitmişlerdir. Kimi çok sevdiği  kilisesini, yeşil bağlarını, çobanlık köpeğini acılardan başka hiç bir kalmamıştı hatırlarında. 

Köle miydiler kurban mıydılar ?  ney diler? Niçin buralardan gidiyorlar sorusunu  hiç kimse kendisine sormadı. Merak bile edilmedi. Ama Süryani niçin gittiğini biliyordu.
Bu gün aziz beldemiz Beytzabday  Hezex İdil susuzlukla, sahipsizlikle  boğuşurken içimiz ata diyarımız içim ğemgindir. Geçtiği her yeri çekirge, carad sürüsü  gibi talan eden, su kuyularını bağları dereleri  kurutan, ismini ne koyarsanız koyun, ister fani, ister cani  haram arazi üstünde 
köşeleri dönenler,  bizlere gavur diyenler, daha sonra Avrupa kapılarında  gavurun parasıyla mide dolduranlar, azizim su kuyularını kapatan, sökülen her kuyunun taşları altında, utanç kaldı. Onlara  kuyuları kurutan, ziniyet İdili'de kuruttu. Bizim kuyularda sular, diller bir olurdu. Her kes kendi testisini doldurmaya  bakmazdı. bencilik, dincilik yoktu. Her kes kendi  kovasından değildi. Diğer kovalara da su taşırdı. Kovallar, sıttıllar  bir olurdu. Paylaşım vardı. Dinleri, lisanları ayrı olanlar  omuz omuza verebilseydi dost olur daha ötesi  kirivo olurdu. İdile gelen her Süryani gözyaşlarını kurutan ve günahsız kullarını unutan ‘’ tanrının hatırası’’ gibi bakıyor. Kilisesine, yurduna ne kadar daha bakacağı ne kadar daha üzüleceğini ne kalbinin  carpacağını bilmeden buruk, buruk, oradan ayrılır. Bunun yakın örneğini geçenlerde çok değerli, bilgili Şamoşo İlyas Öğlü İdil'de yaşadı. Konuşmasına başlamadan boğazı tıkanıp gözyaşlarına engel olamadı. Ağladı. Değerli ustadın üzüntüsüne İdil sevgisi denir. Can dostlar. 

 Başka bir yazıda buluşucaya dek  bakalım ünlü şaiir Ömer Hayam ne diyor:
Ey zaman bilmezmisin ettiğin kötülükleri? 
Sana düşer azapların, tövbelerin   beteri. 
Alçakları besler, yoksulları  ezer durursun. 
Ya sen bunak akılanmıyan bir ihtiyarsın  ya da eşeğin biri .
Lahdo sağ

Güncelleme Tarihi: 09 Ekim 2023, 10:45
YORUM EKLE
YORUMLAR
Begi Kayar
Begi Kayar - 10 ay Önce

Gundeme oturan bir yazi! Icimize dokunan bir anlatim.
Ne guzel yazmis böyle kuyu Baslarinda, kadinlarin, genc kizlarin, bulusma, dertlesme, gulme Yerleri idi. Bunun canli sahidinin, biriyim. Yazarin dedigi gibi Avlumuzdaki kuyu basinda sabahin erkeninde gelirdiler, insanlar, hiritiyani ve muslumani dahil. Cogu zaman yataklarda olurduk kapimizi annem acar, iceri girmelerini saglardi. Hayirlarimiz, olsun diye dualarini almamiz Gayesiyle. Her dinden olan kadinlarin hayallerini hatirlatti. Bana komsu oglu degerli Yazarimiz Lahdo Sag. Idile gidenlere sorarim. Bizim ev bizim kuyu ne eder Diye? Duz oldu arazi oldu dediklerinde. Uzulurum hemde cok! O mekanlarda o kuyumuzun Basinda. Bizlere orta okulda verilen ev odevlerine sahidimiz oluyordu. Degerli Yazarimizin yazilari bizim icin hem derttir. Hem dermandir! Kalemin ellerin hep var olsun, ellerin dert görmesin, her zaman yazilarini merakla ve dört gözle bekleriz. Idil Haberde calisan tum arkadaslara selam saygi hurmetlerimi sunarim.

Hanna Karanfil
Hanna Karanfil - 10 ay Önce

İdil'in kuyularının kurutulması süreci İdil Süryani Halkının göçü ile başladı. Yalnız kuyular kurumadı. Ayni zamanda o güzelim bağlar ve bahçeler de yok oldu. Bostanlar azaldı. İdil'in çevresel dokusu bozuldu, berbat oldu.
Yakın tarihimizde (50-60 yıl içinde) o dönemlerde hayvancılık yapan toplumlar bağlara ve bostanlara maalesef zarar verdiler. Hayvanlarını beslemek için kendilerine rasyonel düşünürken, karşı tarafın hukukunu hiçe saydılar.
Diğer taraftan ilçeye yerleşme çabasında olanlar, arazi ve arsaların üzerine gelişigüzel konutlar yaparak eski İdil'in çevresel dengesini bozdular.
Bunun sonucunda İdil'in yaşam kaynağı olan kuyular yerle bir oldu. Yazarımızın yazdığı gibi o el yapımı orijinal su kuyularını kurutanlar İdil'i de kurutmuş oldu. Ancak doğru dürüst ayakta kalan su kaynağı " Beytzabday Çeşmesi" AYN kaldı. O da bu süreç içinde zarar gördü. Ama sağolsun yetkililer tarafından onarılıp eski haline getirildi.
Lahdo Sağ, her işlediği konunun ne kadar önemli olduğunun bilincindedir. Bu konuları bize sunarken bir değil, yüz kere düşünmemizi istiyor. "Zararın neresinden dönüşürse kardır" misali bizlere yapıcı görevler yüklüyor.
Uzun bir aradan sonra makalesiyle düşünce dünyamızı hareketlendirdiği için teşekkür ediyorum.
İdi haber ve ekibine bu güzel yazıları aktardığından dolayı şükranlarımı iletmek istiyorum. Saygıyla.

İlyas Oylu
İlyas Oylu - 10 ay Önce

Nihayetinde dört gözle beklediğimiz Lahdo Sağ Abemin Makalesini İdil Haber’de okuyabildik. Her zaman olduğu gibi Makaleyi fevkalade dile getirmiş. O zamanlarda İdilde vuku bulan olayları, hataları ve Anıları Saydam olarak Sansürsüz kaleme almış sayın Yazarımız.
İnsanın temel ihtiyaçlarından biri olan Suyun o zamanda İdil’de Kuyu açılarak ve Kuyunun içi Taşla döşenerek İdil Süryani Halkının Su ihtiyacını nasıl karşıladığını muazzam bir şekilde kaleme almış Lahdo Abemiz. Ben şahsen İdilde yirmi sene yaşamama rağmen, bu kadar Su kuyusunun İdilde var olduğunu bilmiyordum. Abem Lahdonun her Makalesi bize Tarihsel, Kültürel, yaşam tarzımız, örf ve adetlerimiz hakkında bilgi verip bizi aydınlatıyor.
Makalesinde benim ismimi zikreden Abeme cani gönülden teşekkürler. Otuz beş sene sonra gittiğim güzelim Beytzebdey Hazakta maalesef yalnız kuyular kurumamış. Bir medeniyet, bir Halk, bir kültür yok olmuş. Bunu görürken duygulanmamak, ağlamamak elde değil. Şu anda İdilde yaşayan tüm Süryani kardeşlerime sıhhat dolusu ve istikrarlı bir hayat temenni ediyorum.
Tekrar Saygın Lahdo Abeme cani gönülden teşekkürler. Sağlıklı, huzurlu ve mutluluk dolusu bir hayat temenni ediyorum. İdil Haberede candan teşekkürler.

Abdurrahman Nas
Abdurrahman Nas - 10 ay Önce

Yazı güncel ve kültürel değeri olduğundan, Lahdo Sağ'da yazının yazarı olunca yazıyı çok daha önemsedim. Okudum. Beğendim. Yazıda Hedil' li çobanın Lahdo Sağ'la olan diyalogundan çok etkilendim... Dikkatimi çeken bir detay yakaladım. Yazının odak noktası bence bu diyalogtur. Eskiden bilmeyenlere, cahil kişilere Şıwane mane bilmiyor diyerek yakıştırmasını yaparak çobanları küçümsüyorduk. Küçümsenen çoban yazıda ilginç bir durumda karşımıza çıkıyor. Bu çoban bilgili, akılı ve duruşlu davranışıyla bizi ne güzel temsil ettiğini gördüm. Bu davranışına çok sevindim.
Lahdo sağı evine davet etmesi, arazi sorununu paylaşması, Süryani halkına bakış açısını çok benimsedim. İnsanlarımızın duyarlığı dikatimi çekti. Lahdo Sağ İdil, Süryani halkı için bir zenginliktir. Biz bu bilgi ve yazı zenginliğinden yaralanırken kendisine teşekür etmemiz lazım. O bu ilgiyi hak ediyor.

Musa Dorsay
Musa Dorsay - 10 ay Önce

İdilimizin etrafı bağ bahçeydi. Suyu Lahdo'nun dediği gibi boldu. Etrafı kuyularla doluydu. Süryaniler hoş görüydüler. Müslümanlar fakirdi, kaçakçılık, ve talan işleri ile uğraşıyorlardı. Ezidiler erkekti mer kuşt bun. Bu üç milletin Allahı birdi. Ama kısmeti bir değildi. Kavga ondan çıktı. Süryaniler, Ezidiler kaybetti, kürtlerde arda kalana kondu. Bu çok acı bir durum. Bence toplum aydınlatmalı, bilgilendirilmeli, bu iş sadece lahdoya bırakılmamalı. Hale düzeltilecek durumlar, en azında birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Güzel. Güzel. Beğendim. Saol.

Metin Denri
Metin Denri - 10 ay Önce

Genelde sonradan gelenler kendilerinden önce ki sosyal yaşımı bozarlar. Hiç kimse mani olamaz. Çünkü insan oğlu doyumsuzdur. Bu doyumsuzluk büyük feleketlere sebeb olur. Bu feleket idilde oldu. Abdurrahman din ve zekiye bütün idililere su taşırdı. Kuyular bize çok baktılar. Biz artık kuyulara bakmıyoruz biz nankör Lahdo bey, bizim işimiz bozmaktır. Allah bizi islah etsin. Nostalji bir yazı yazdığın için saol. Kuyular nerde aklınıza geldi lahdo bey bir nane tenure yazınız.

Begi Gilerman
Begi Gilerman - 10 ay Önce

Bizim bilgi kaynağımız, Yazarımız komşu oğlu, var ol. Kalemin hiç eksik olmasın, ellerin dert görmesin değerli komşu oğlu. Acısıyla, sevinciyle, kötüyü, doğruyu, haklıyı, haksızlığı yazan ellerine bereket. Doğru insan hiç yıkılmaz. Ama yalanla, dolanla, kalleşlik, hainlikle, pislikle yaşayan insanın üstüne Allah Gazabindan kaçamaz. Değerli komşu oğlu Allah seni eksik etmesin, seninle ne kadar gurur duysak azdir. Tüm idil Haber arkadaşlara başarılar saygı, Hürmet ve selamlar.

M.Emin Bozkuş
M.Emin Bozkuş - 10 ay Önce

Lahdo Sağ memleketimizin bilinmeyen veya az bilinen bir kültürünü, bir kültürel geleneğini altın harflerle yazmış. Güzel bir çalışma. İyi bir araştırma. Ceddini ve ceddinin kültürünü yeni kuşaklar bilsin diye yazmış kanaatımca. Lakin şunu da belirtmek gerekiyor ise bazı yerlerde Zülfü yare de dokunmayı ihmal etmemiş yazısında. Her ne kadar acı da gelse birilerine veya bize konunun muhtevasına inildiğinde hak veriyorsun. İstemesen de!!


SIRADAKİ HABER