İdil lisesi

Ben 1983-1984 Eğitim-Öğretim yılı İdil Lisesi mezunlarındanım. Bizim zamanımızda İdil Lisesi binası iki kısımdan oluşuyordu. Biri eğitim binasıydı. Diğeri ise “İşlik Binası” olarak isimlendiriliyordu.

İdil lisesi

İDİL LİSESİ

Diyorlar ki;

İdil Lisesi yıkıldı. Daha doğrusu yıktırıldı.

Bu kadar işte. Üç beş kelime. Geçmişimizin bir kısmını enkaz altına alarak, okulumuzu yıkmaları içimizi acıttı. Okul okuyan her İdillinin gönlünde ayrı bir yeri olan bu mekânın yıkılması, öyle kolay olmamalıydı.

Ben 1983-1984 Eğitim-Öğretim yılı İdil Lisesi mezunlarındanım. Bizim zamanımızda İdil Lisesi binası iki kısımdan oluşuyordu. Biri eğitim binasıydı. Diğeri ise “İşlik Binası” olarak isimlendiriliyordu.

İdil’in kadim ailelerinden olan İKİZ’lerden, Süleyman İkis (Seyhan)’in verdiği bilgiye göre; İdil Lisesi aslında Ortaokul olarak yapılmış. Bina İdil Ortaokulu adı ile 1967’de açılmış. Kurucu Müdür olarak Okul Müdürlüğüne, Bahattin Balıkçı atanmış. 1972’de ayrılan Balıkçı’nın yerine, 1973’te İhsan Karakış isimli bir Müdür tayin olmuş. O da 10 Ekim 1977’de İdil’den ayrılmış. İlk mezunları ise; Masum Sönmeztürk, Süleyman İkis, Ali Aygın ve diğerleri oluşturmuş. Abdullah Kaya da bu grupta olabilir.

Temeli ortaokul olarak atılan binada, 1977 yılında İdil Lisesi açıldı. Lütfü Udum diye bir müdür atanmış ama bu Müdürümüz çok fazla kalmamış İdil’de. Bir yıllık bir hizmetten sonra Emin İmrağ Lise Müdürü olarak atandı. Bizler 1979-1980 yılında Ortaokula kayıt yaptırdığımızda, Lise Müdürü Emin İmrağ idi. Yardımcısı ise Masum Sönmeztürk’tü. İdil Lisesi’nin ilk mezunları (1979-1980); Reşat Kayar, Sabri Karasu, Arafat Bozkuş, Zeki Kayar, Hasan Sevinç ve isimlerini bilemediğim diğerleridir.

Tabi İdil’de ilk nesiller diğerlerine göre abi pozisyonundaydılar. Ben bu ilk nesilden sonra kimler geldi pek emin değilim ama bunlardan grup olarak birkaç isim sayabilirim. Yukarıda da belirttiğim üzere emin olmamakla birlikte, 1980-1981 yılı ikinci mezunları şunlardı: Cemal Erkuş, Suat Yalçın, Fatma Özalp, Şerif İkis, Sedat Sönmez, Bülent Tezcan, Bahattin Öğüş (Bahê Baro), Abdurrahman Zengin, Abdurrahman Deniz, Ferit Baydar, Ziver Nergiz ve Sait Cilasun. İsimlerini yazamadıklarımızdan helallik diliyorum.

Bunlardan sonra üçüncü grup, 1981-1982 mezunları olarak şunlardı: Nurettin Yalçın (Nûdem Hezex), Kasım Tekçe, Hasan Tantik, Emine Demir, Abut Buğday, Semir Özmen, Sari Öğüş, Abdulbaki Uzun, Fuat Uzun, Ali İhsan Som, Fevzi Çiçek, Acil Çiçek ve Nusrettin Bağatur.

Dördüncüler, 1982-1983 yılı mezunları ise şöyleydi: Alaattin Akar, Ferhan Kaplan, Süheyla Som, Sacide İçli, Mevlüde Erkuş, Ahmet Nas, Nurettin Nerse, Hafzullah Nerse, Edip Bayındır, Musa İşlek, Asım Yanalak, Zeki Avarbek, İhsan Yalçın, Abdurrahman Kurt, Bahattin Akan, Halil Bulduk, İsmail Saruhan, Salih Öğüş.

Beşinci grup, yani 1983-1984 yılı mezunları bizlerdik: Ali Soyvural, Mahmut Tekçe, İhsan İkis, Hasan Bilgiç, Hüseyin Demirel, Bahattin Yalçın, Mehmet Emin Özmen, Yılmaz Baydar, Cercis Kayar, Fatih Şahin, Abdullah Kaya, Murat Yılmaz, Şükrü Yağan, Nuri Aslan, Abdullah Yalçın, Ali Kaya, Abdurrahman Kazan, Şenol Doksat ve Abdulvahap Kaya. Tabi bunlardan bir kısmı mezun olmadan başka illere gittiler. Bazıları de sonradan aramıza katılan arkadaşlarımızdı.

Bizden sonra ki 1984-1985 yılı mezunları ise şunlardı: İbrahim Bulduk, Abdulkadir Oğrak, Mehmet Doğala, Sait Kereçin, Hacı Nas, Şerefhan Kaplan, Emin Evsen, Lezgin Özmen, Sabih Nerse, Abdürrahim Uzun, Abdurrahim Tanrıverdi, Gülsüm Çiçek, Hayriye Yıldırım, Sabri Demir, Fadıl Abay, Necim Süsin, Şemsettin Özel, Bahattin Çiçek, Yaşar Erener, Ramazan Karaaslan, Adnan Meyveci, Abdullah Şimşek, Neşe Eminağaoğlu, Tülay Karakuş, Selma Yücel ve Murat Tüfekçi.

Tabi bunu diğerleri, diğerleri ve de diğerleri takip ediyor. Aslında yazımın isimlerle dolduğunun farkındayım. Bütün bu isimleri yazmayabilirdim. Nitekim yazdıklarım yazmadıklarımın yanında devede kulak gibi kalır. Amacım bütün bu insanların ve sonradan gelen mezunların hepsinin, yıkılan İdil Lisesi ile ilgili anılarının, yaşanmışlıklarının var olduğunu belirtmektir.

Bu okul nice bürokrat, iş adamı, doktor, hukukçu, öğretmen vb. insanların yetiştiği bir mekândı. Mezunların gelip buluşabilecekleri bir yer olma vasfındaydı. Batı illerinde 1800’lerden kalan liseler hala eğitim öğretim faaliyetini sürdürüyor. Hem burası şehrin sembollerindendi. Nasıl ki İdil Timur Çeşmesi, Meryem Ana Kilisesi, Merkez Cami Minaresi vb. yerler sembol vazifesi görüyorlar ise, İdil Lisesi de aynı şekilde İlçemizin sembollerindendi. Yazık oldu.

Aynı zamanda İlçenin nefes alan bir yaşam alanıydı. Okulun ilk günlerinde bahçesindeki meşhur dikenleriyle karşılaşırdık. Acemi öğrencilerin ilk işi, kazma küreklerle bu dikenleri temizlemek olurdu. Böylece öğrencilerin rahatça teneffüse çıkıp, eğelenebilecekleri bir alan oluşturulurdu. Genellikle öğrencilerin çalıştırılması işlerine Masum Hoca bakardı.

Basket ve voleybol sahasında nice maçlar yapılırdı. Hele hele 19 Mayıs oyunları ayrı güzellik katıyordu okula. Aklıma geldiği kadarıyla oyunları yazayım: Yoğurdun içine konulan parayı ağızlarıyla arayıp bulma, çuvala girip yürüme, yürüyerek ipliği iğneden geçirme, birbirlerine bayrak teslim edilerek yapılan koşu yarışması, ağır topları ayakları ile sürme, insanlardan kule oluşturma vb. Tabi bu işin finalini kasa ve minder takımının yaptığı akrobatik gösteriler oluştururdu. Ha bir de okulun toplu olarak yaptığı bazı görsel hareketler ayrı bir hava katardı gösterilere.

Aslında küçüklüğümüzden beri sinema ile tanışmıştık. Lahdo Sağur isimli bir Hezexli tarafından, yazlık ve kışlık sinema açılmıştı. Tabi Emin İmrağ ve Masum Sönmeztürk’ün sinema baskınları çok meşhurdu. Bizler illegal bir şekilde sinemaya gider, onlar ise bizleri takip edip, sinemaya gidişimizi engellemeye çalışırlardı. Daha çok hafta sonu gitmemizi önerirlerdi. Baskın gecelerini ertesi gün okulda, bire bin katarak anlatırdık. Sonra İdil Sineması kapandı. İşin garip tarafı, öğretmenlerimiz nezaretinde hafta sonu Askeri Tabura sinemaya götürülmemizdi. Daha önce sinemaya gittiğimiz için bizi döven öğretmenlerimiz, sinema kapandıktan sonra bizi Tabura film izlemeye götürürlerdi.

Emin İmrağ’ın elinde bizim Kürtçe’de “Izeran” dediğimiz, şöyle ince bir baston vardı. Ondan nasiplenmemiş hiçbir öğrenci yoktu. Şu bizim Acil Çiçek yüzünden hepimiz toplu dayaktan geçiriliyorduk. Şöyle ki: Hava yağmurlu olduğu zamanlarda, resmi törenleri koridorda yapardık. Bir dakikalık saygı duruşunda dik durup, beklerdik. Bizim Acil olur olmaz, tam da bu zamana denk getirerek burnunu çekerdi. Herkes gizliden, yani kahkahayı bastırmak için kihkihkih, kohkohkoh şeklinde gülmeye başlayınca, iş Emin İmrağ’ın meşhur bastonuna kalırdı.

İşte bu şekilde orası bizim için özel bir mekândı. Benim gibi herkesin dile getireceği tonlarca anının biriktiği bir yerdi. Bence bunca anının hatırına ayakta kalmalıydı. Belki İşlik Binası yıktırılabilirdi. Orası tehlike arz ediyor olabilirdi. Ama Lise binası tek katlıydı ve kalın duvarlı, sağlam bir yapıydı.

Orası anıların mekânı, eğitimin tarihsel hafızası, emekli öğretmenlerin eski öğrencileri ile bir araya gelme ve eskileri yâd etme yeri, geçmişe hürmet olarak ayakta kalmalıydı.

Saygılarımla.

Not: Yazının hazırlanmasında bilgilerini benimle paylaşan; Süleyman Seyhan, Nûdem Hezex, Ferhan Kaplan, İhsan İkis, Nuri Aslan ve Abdulkadir Oğrak’a teşekkürü bir borç bilirim.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ali İhsan SOM
Ali İhsan SOM - 6 ay Önce

Sevgili kardeşim paylaşımın çok güzel ve iç burkutucu sevgi, saygı ve özlemle yad
ediyorum İdil'i çok seviyorum emeğine sağlık

SIRADAKİ HABER