Paramız çok, Huzurumuz yok

Paramız Var, Kültürümüz Yoksa Yük Olur

Bugün ilçemize baktığımda şunu net görüyorum: Paramız var… Ama paraya eşlik edecek doğru bir yaşam ve ekonomik kültürümüz yok. İlişkilerimizden tutun bindiğimiz arabaya kadar bakın bunu görmek mümkün.

Terazinin bir kefesinde zenginlik ağır basıyor, diğer kefesinde ise ekonomik ve kültürel yaşam geride kalıyor. Bu dengesizlik sosyal hayatta çatışmaya dönüşüyor. Çekememezlik artıyor, dedikodu çoğalıyor, insanlar birbirini incitmekte sakınca görmüyor. En ağır ithamlar arka arkaya sıralanıyor. Sonuç: Yorulan insanlar, bozulan ilişkiler, kırılan gönüller, başlayan nefretler oluyor. Durum bu şekilde olunca insanlar zenginliğini alıp bu diyardan gitmek istiyor. Bu istek bir zarardır.

“Paramız çok” derken kendimi ayrı tutmuyorum; şahsım adına fazla param yok, hatta bütçeme göre eksideyim. Yine de Allah’a şükrediyorum. İlçenin genel tablosuna baktığımda ise zenginliğin görünür hâle geldiğini inkâr edemem. Sokaklara bakın… Çarşıya bakın… Yükselen binalara, artan dükkânlara bakın. Lüks araçların sayısı her geçen gün artıyor. Neredeyse her evin önünde iki araç var; park edecek yer bulmak zorlaşıyor.

Kuyumcuların sayısı kırkı geçmiş durumda. Yap-sat firmaları aralıksız çalışıyor. İnşaatlar yükseliyor, emlak hareketli. Bu tablo bize ilçenin ekonomik olarak güçlendiğini söylüyor. Hemşehrilerimiz zenginleştikçe, birlikte yaşamanın doğal sonucu olarak biz de bu refahtan dolaylı yoldan pay alıyoruz. Bu açıdan bakınca, “zenginlik varsa hepimiz zenginiz” demek yanlış olmaz.

Asıl mesele burada başlıyor:

Birbirimizi kabullenemiyoruz. Birinin kazandığı mala tahammül edemiyoruz. Oysa Allah’ın, kullarına sormadan verdiği rızkı kabullendiğimizde, aslında biz de ruhen zenginleşiyoruz. Başkasının zenginliği bizim fakirliğimiz değildir. Ama çekememezlik, bizi yoksullaştıran en büyük duygudur.

Bir de unutmamamız gereken bir gerçek var: Zaman hızlı akıyor. Bugün değerli görünen işler yarın değer kaybedebilir. Bir dönem eczacılık, marketçilik, giyim sektörü çok kazandıran alanlardı; bugün sıradan işler hâline geldiler. Bugün gözde olan kuyumculuk, yap-sat ve emlak sektörlerinde kazandıklarımızı doğru yönetemezsek yarın pişman olabiliriz.

Bence ilçenin güçlü firmaları bir araya gelmeli. Ortak şirketler kurulmalı, güçler birleştirilmeli. Birlikte hareket edenler daha sağlam durur, daha büyük işlere imza atar. Tek başına büyüyenler ise ilk fırtınada savrulur.

En büyük eksiğimiz şudur: Zenginliğin bu aşamasını yönetebilecek ekonomik kültürümüz yok.

Parayı kazanmayı öğreniyoruz ama parayla yaşamayı bilmiyoruz. Parayı korumayı, parayı geleceğe taşımayı, parayı toplumsal faydaya dönüştürmeyi öğrenemiyoruz.

Zenginlik tek başına kurtuluş değildir.

Zenginlik, kültürle birleşirse nimettir;

kültürle birleşmezse yük olur.

YORUM EKLE